Gençlik ve Edebiyat Hatıraları

Yazarın tam olarak konumlandırılamayacak bir eseri. Bu hatıralar aslında inceleme niteliğinde sayılabilir. Kesinlikle öznel durumlar ve bahsettiği insanların kişisel duruşlarını ön plana çıkaran ama bu insanlar hakkında bizzat kendi zamanlarına tanıklık etmiş birinin yorumları. Edebi bir birikimden ziyade bilgilenme amaçlı okunması daha iyi bana göre. Çünkü içindeki kişisel bilgiler kolay kolay bulunabilecek cinsten değil. Edebi değeri yok demiyorum bu arada onu da belirteyim. Öğretici kısmı daha fazla diyorum. Mehmet Rauf, Şahabettin Süleyman, Refik Halit, Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Cenap Şahabettin, Süleyman Nazif, Abdülhak Hamid, Tevfik Fikret, Abdülhak Şinasi Hisar ve Halide Edip Adıvar ise kitapta kendine yer bulan insanlar. Kitap yine bir öz eleştiri ile başlıyor. Ahmet Haşim’e bu konuda kendine haksızlık ettiğini düşünerek çok kızan yazar, üstüne bir de bu konuda kitap çıkarmış ancak kendine hiç bakmamış. Sürekli kendini eleştiriyor. Daha kitaba başlamadan hayattan zevk almadığından, kendini kötü hissettiğinden başlıyor. Dur be amcacım bir kendimize gelelim, biraz okuyalım ama hemen duygusallık, hemen bizi bir üzmeler. Biraz bekle, olmaz. Kısa kısa ilerlemek istiyorum. Mehmet Rauf: Gençliğinde ona en çok tesir eden Eylül romanıyla hatırlar onu. Hayalindeki en büyük aşklardan birini o romanda bulmasıyla da durumu açıklar. Onun asil bir resmini eklemeyi de ihmal etmez. Şahabettin Süleyman: Onu da çoğu insandan ayırdığından bahseder. Aşkın en güzel tahlili onda yapılmıştır. Onunla takılmış her şeyi inkar ettiğinden ve paradan başka hiçbir şeyi düşünmediğinden dem vurmuş. Esprili bir dil hakimdi. Fotoğrafını da ihmal etmemiş. Refik Halit: Dramatik bir tanışma var aslında burada. Özellikle onun Anadolu’dan gelmesi, Halit’in ise burjuvadan gelmesi yine esprili anlatımıyla hoşuma giden bir başlangıç oldu. Kendi konuşmasından söz edip kıyaslama yaparken aynı zamanda İstanbul hakkında bildiği her şeyin de Refik Halit sayesinde olduğunu söylemeyi ihmal etmiyordu yazar. Ahmet Haşim: Onu anarken yine duygusal, hatta yazısının başında kendisini Şahabettin Süleyman sonrası anmama ne kadar kızardı diye de söylemeden edememiş Yakup Kadri. Gerçi kendisine koca bir kitap hediye ettiği için buradakiler az bile ona. Yahya Kemal: Büyük usta ile tanışma kısmını esprili bir dille aktarıyor yazar. Onun ne kadar dönüm noktası olduğu, hiç tanımazken, adını dahi bilmezken tanıdıktan sonra nasıl bir dönüm noktası olduğunu aktarıyor bizlere. İki fotoğraf arasındaki büyük farkı görmenizi de tavsiye ederim. Hem kullanılan resim hem anlatılan kısım. Cenap Şahabettin: Bir gemi yolculuğundan başlayan, şaşkınlık ve hayranlık dolu bir anıda geldiğimiz seviye beni çok şaşırttı diyebilirim. Yani hayatının daha doğrusu kariyerinin başı ve sonu, kötü biri olmaması ama kötülüklerin de sürekli ondan eksik olmaması da tanıdık geldi bana. Hikayenin sonu çok üzücüydü. Süleyman Nazif: Yazarın pek sevip beğenmediğini düşündüğü, bunu da itiraf ettiği, her şeyiyle değişik bir adam. Yaşananlar özellikle son birkaç sayfadakiler ve ölümü dahil her şeyiyle bir gariplik, bir ilginçlik bizleri bekliyor. En etkilendiğim kısımlardan biri bu kısımdır. Abdülhak Hamid: Ona olan büyük hayranlığını ilk satırdan gizlemiyor yazar. Yerde mi yoksa gökte mi bilemediğim bir mitolojik varlık gibiydi diyordu onun için. Hayranlık dolu satırları her yerde görmek mümkün. Namık Kemal’in ona söylediği Hamid, sana adından daha yüksek bir hitap bulamadım cümlesiyle yazısını noktaladığını belirtirsek ne kadar kıymetli gördüğünü anlatmış oluruz kanımca. Tevfik Fikret: Bizim dönemimizde asla kendine ait olmayan sözleriyle tanıdığımız yazardır kendisi. Yazarın döneminde ise şiir üstadı ve dokunulmaz karakterde biridir. Vatan sevgisiyle başlayıp vatan sevgisiyle bitirdiği yazısında yere göğe sığdıramaz onu yazar. Abdülhak Şinasi Hisar: Edebiyata ilk adım attığı günden beri tanıdığı, diğerlerinin aksine bu eseri kaleme alırken hayatta kalan tek kişi olduğu için en sona onu bıraktığını açıklayarak başlamış yazar. Kişiliği üzerindeki derin tahliller bir yerlerden tanıdık gelebilir, bilhassa korkuları… Kendimizden… Halide Edip Adıvar: Büyük bir ruh ve zihin ortaklığından söz ederken Adıvar’ın aynı zamanda kişiliği ve dönem dönem resimlerini eklemeyi de ihmal etmemiş yazar. Çok uzun aslında ama kısa notlarla açıklamayı uygun buldum. Uzun uzun anlatınca kitap geri planda kalıyor bu sefer. Ayrıca biraz serzenişte de bulunmak istiyorum çünkü aniden bitti kitap. Son cümleyi okudum ve anında bitti kitap. Her kitapta bir kronoloji, son bir yazı ne bileyim bir şeyler hiç olmazsa Yakup Kadri Karaosmanoğlu tanıtımına alışmıştık. Aniden bitince garip oldum. Hepimize iyi okumalar dilerim..

Bunlar da hoşunuza gidebilir...